6 Aralık 2016 Salı

DİN...

DİN...


Din…

Şu yalan- tanımsız, denizde –dünyada  tutunabilinecek tek su üstü…

Bu su üstü, onu tutma gücüne  paralel güç –güven verir…

Herkes sonuna kadar su üstünde kalabilir, farklı olan sonun başlangıca yakınlığıdır…

Bu su üstü, kendisine  tutunanlara, tutuş derecesine göre bir tahta parçası, bir sal, bir sandal, bir gemi, bir transatlantik, dahası bir kara parçası olur tam anlamıyla…

Akıl , bu denizde olsa olsa iyi yüzme kabiliyeti olur; ancak, hayat yüzmekten ibaret, insan da balık değildir, çok net olan:

İnsan, halıktır…

Din;  insana bunu hatırlatır: “İnsan, halıktır…”

Halık, halk edilmiştir…

Halıkın sahibi vardır…

Demişler ya: “… , mal sahibi , mülk sahibi ; hani bunun ilk sahibi?”.


O ilk sahip, sahip olunanı, kendinden yaratmıştır; kendine alacaktır; kendin edecektir…
İşte din, o alınışta; ana parçaya, adapte olunuş ihtimal katsayısını   yükseltir …

Denizin serininde,  derecesini tamamlayamayan, tahta parçasını(vücut) , gemiye(ruha) çeviremeyen, adaptasyonda-buluşmada, eksiklik giderilinceye kadar; adaptasyonun  suyundan, toprağından, havasından, ateşinden geçirilecektir…

Denize atılışın maksadı budur; o sıvıda ıslanmak-boğulmak değil…

Sürgünde (dünyada), legolu yaşamak esastır… 

Eğer legolu yaşamıyorsanız, yap-bozdan ibaret olan huzur arayışında, arama tekniğiniz sizi ömür boyu huzursuzluğa (sağlıksızlık-başarısızlık-mutsuzluk doğurgan döngüsü) istikametleyecektir.






(ŞUBAT 2013 / BAĞDAT)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder