DİN...
Din…
Şu yalan- tanımsız, denizde –dünyada tutunabilinecek
tek su üstü…
Bu su üstü, onu tutma gücüne paralel güç –güven
verir…
Herkes sonuna kadar su üstünde kalabilir, farklı olan sonun
başlangıca yakınlığıdır…
Bu su üstü, kendisine tutunanlara, tutuş derecesine
göre bir tahta parçası, bir sal, bir sandal, bir gemi, bir transatlantik,
dahası bir kara parçası olur tam anlamıyla…
Akıl , bu denizde olsa olsa iyi yüzme kabiliyeti olur;
ancak, hayat yüzmekten ibaret, insan da balık değildir, çok net olan:
İnsan, halıktır…
Din; insana bunu hatırlatır: “İnsan, halıktır…”
Halık, halk edilmiştir…
Halıkın sahibi vardır…
Demişler ya: “… , mal sahibi , mülk sahibi ; hani bunun ilk
sahibi?”.
O ilk sahip, sahip olunanı, kendinden yaratmıştır; kendine
alacaktır; kendin edecektir…
İşte din, o alınışta; ana parçaya, adapte olunuş ihtimal
katsayısını yükseltir …
Denizin serininde, derecesini tamamlayamayan, tahta
parçasını(vücut) , gemiye(ruha) çeviremeyen, adaptasyonda-buluşmada, eksiklik
giderilinceye kadar; adaptasyonun suyundan, toprağından, havasından,
ateşinden geçirilecektir…
Denize atılışın maksadı budur; o sıvıda ıslanmak-boğulmak
değil…
Sürgünde (dünyada), legolu yaşamak esastır…
Eğer legolu
yaşamıyorsanız, yap-bozdan ibaret olan huzur arayışında, arama tekniğiniz sizi
ömür boyu huzursuzluğa (sağlıksızlık-başarısızlık-mutsuzluk doğurgan döngüsü)
istikametleyecektir.
(ŞUBAT
2013 / BAĞDAT)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder